Over kanserinde cerrahi sonrası mikroskobik hücrelere HIPEC müdahalesi
Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlker Kahramanoğlu, yumurtalık kanseri cerrahisinde uygulanan HIPEC yönteminin ancak doğru zamanda ve uygun hasta grubunda cerrahiyi tamamlayan bir seçenek olduğunu belirtti.
Admin 3 dakika okuma süresi

Yumurtalık kanseri yani tıbbi adıyla over kanseri cerrahisinde karın boşluğuna verilen ısıtılmış ilaç uygulaması, yalnızca doğru zamanda seçilen uygun hastalarda operasyonu tamamlayan bir yöntem olarak öne çıkıyor.
Hastalık karın zarına ve buradaki organların dış yüzeyine yayılabildiği için cerrahi müdahale yalnızca yumurtalık dokusuyla sınırlı kalmayabiliyor. Bu süreçte tümörün özellikleri, yayılma derecesi ve kişinin genel sağlık tablosu birlikte inceleniyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlker Kahramanoğlu, sıcak kemoterapinin tedavi yolculuğundaki yerinin doğru kavranması gerektiğini ifade ediyor. Kahramanoğlu, HIPEC adı verilen bu yöntemin her hastaya rutin biçimde tatbik edilmediğini, doğru zamanlama ve uygun hasta grubu varlığında cerrahiyi destekleyen bir seçenek sunduğunu aktarıyor.
Ameliyathanede mikroskobik hücreleri hedefleyen uygulama
Tıbbi literatürde hipertermik intraperitoneal kemoterapi şeklinde tanımlanan HIPEC, ısıtılan kemoterapi sıvısının cerrahi esnasında özel bir mekanizma yardımıyla karın içinde belirli bir zaman boyunca dolaştırılması prensibiyle çalışıyor. Gözle görülen kitleler cerrahi operasyonla alındıktan sonra devreye sokulan işlem, geride kalabilecek mikroskobik boyuttaki kanser hücrelerini hedef alıyor. Uygulamada tercih edilecek ilaç, sıvının sıcaklık düzeyi ve süresi önceden hazırlanan tedavi protokolüne göre şekilleniyor.
Yönteme dair toplumda oluşan yanlış algılara değinen Prof. Dr. İlker Kahramanoğlu, şu ifadeleri kullanıyor: “Sıcak kemoterapi, ameliyatta çıkarılması gereken tümörlerin yerine geçen bir yöntem değildir. Cerrahiyi tamamlayabilir, ancak yetersiz tümör temizliğini telafi edeceği düşünülmemelidir. Ameliyat sonrasında gerekli olan diğer kemoterapi tedavilerinin de yerini tutmaz.”
Cerrahi müdahalenin esas gayesi tümör odaklarını temizlemek
Operasyon esnasında temel hedefin hastanın can güvenliği korunarak görülebilen tümörlerin bütünüyle temizlenmesi olduğunu kaydeden Prof. Dr. İlker Kahramanoğlu, şöyle konuşuyor: “Amacımız, güvenli biçimde gözle görülür tümör bırakmamaktır. Bunun için karın içindeki hastalığı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Bazı hastalarda bağırsak, diyafram yüzeyi veya diğer bölgelerdeki tümör odaklarının da çıkarılması gerekebilir. Her aşamada tümörün temizlenmesi kadar hastanın güvenliğini ve ameliyat sonrası iyileşmesini de gözetiyoruz.”
Tedavi adımları operasyon öncesindeki planlamayla şekilleniyor
İleri evredeki yumurtalık kanseri vakalarında tedaviye doğrudan cerrahiyle başlanabildiği gibi kimi hastalarda öncelikle kemoterapi verilmesi tercih edilebiliyor. Kararın jinekolojik onkoloji alanında uzman hekimlerce verilmesi hayati önem taşıyor. Kapsamlı cerrahiler ise cerrahi tecrübenin beraberinde anestezi, ihtiyaç durumunda yoğun bakım, medikal onkoloji ve operasyon sonrası bakım birimlerinin koordinasyonunu şart koşuyor.
Hastalara sunulacak yaklaşımın bütüncül olması gerektiğini belirten Prof. Dr. İlker Kahramanoğlu, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Hedefimiz yalnızca ameliyatı tamamlamak değil, hastanın bütün tedavi sürecini en doğru biçimde planlamaktır. Hangi hastaya, hangi zamanda, ne kapsamda cerrahi yapılacağı en az ameliyatın tekniği kadar önemlidir. Sıcak kemoterapi de bu planın, bilimsel verilerle desteklenen uygun bir parçası olduğunda değer taşır.”
Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu hasta seçim kriterleri
Yöntemin sağladığı faydayı destekleyen bilimsel bulgular, bilhassa ameliyattan önce kemoterapi görüp ardından ameliyat edilen seçilmiş evre III epitelyal yumurtalık kanseri hastalarından elde ediliyor. Bahse konu hasta kümesinde gerçekleştirilen OVHIPEC-1 çalışmasının uzun dönemli neticeleri, cerrahiye bu yöntemin dahil edilmesinin hastalığın nüksetmesini geciktirebildiğini ve genel yaşam süresini uzatabildiğini gösteriyor.
Kanserin ilk defa nüksettiği, platin temelli kemoterapiye olumlu yanıt veren ve gözle görülen tümör odaklarının bütünüyle temizlenebildiği seçilmiş bireylerde de sağkalım yönünden fayda işaret eden çalışmalar yer alıyor. Ancak bu kümede ağır yan etkilerde yükseliş bildirildiği için faydanın risklerle kıyaslanması zorunluluk taşıyor. Kahramanoğlu, elde edilen bu sonuçların her kanser evresine veya tümör tipine uyarlanamayacağını, hastanın genel kondisyonunun, böbrek değerlerinin, kemoterapiye verdiği yanıtın ve operasyon sınırlarının tayin edici olduğunu bildiriyor. Güncel ASCO kılavuzu da operasyon öncesi kemoterapi alan, genel durumu ile böbrek kapasitesi elverişli evre III hastalarda yöntemin ameliyat sırasında bir opsiyon şeklinde sunulabileceğini bildiriyor. “Bir tedavinin uygulanabiliyor olması, o hasta için mutlaka gerekli olduğu anlamına gelmez” diyen Kahramanoğlu, değerlendirme basamaklarını şu sözlerle açıklıyor: “Önce bu uygulamadan beklediğimiz yararı belirliyoruz. Sonra olası yan etkileri ve hastanın sağlık durumunu birlikte ele alıyoruz. Kararı, hastamıza seçenekleri açıkça anlatarak veriyoruz.”



